المَعْلُومَاتُ الخَاطِئَةُ تُفْسِدُ أَخْلَاقَ المُجْتَمَعِ.
Yanlış bilgiler, toplumun ahlakını çürütür.
المَعْلُومَاتُ الخَاطِئَةُ تُفْسِدُ أَخْلَاقَ المُجْتَمَعِ.
Yanlış bilgiler, toplumun ahlakını çürütür.
قَدَّمَ المُحَامِي أَدِلَّةً لِدَحْضِ شَهَادَةِ الشَّاهِدِ.
Avukat, tanığın ifadesini çürütmek için kanıtlar sundu.
أَجْرَى العَالِمُ تَجَارِبَ لِتَفْنِيدِ النَّظَرِيَّةِ.
Bilim insanı, teoriyi çürütmek için deneyler yaptı.
عَفَّنَ