كَانَ الرَّجُلُ قَلِقًا بِجُنُونٍ عَلَى زَوْجَتِهِ.
Adam, karısı için çılgınca endişeleniyordu.
كَانَ الرَّجُلُ قَلِقًا بِجُنُونٍ عَلَى زَوْجَتِهِ.
Adam, karısı için çılgınca endişeleniyordu.
بَدَأَتِ الْمَرْأَةُ تَبْكِي بِهِسْتِيرِيَّةٍ عِنْدَمَا عَلِمَتْ بِفُقْدَانِ طِفْلِهَا.
Kadın, çocuğunun kaybolduğunu öğrenince çılgınca ağlamaya başladı.
كَانَ الشَّبَابُ يُحَاوِلُونَ عَيْشَ الْحَيَاةِ بِتَهَوُّرٍ.
Gençler, hayatı çılgınca yaşamaya çalışıyorlardı.
بِهِسْتِيرِيَّة