كَانَ الرَّاقِصُ الرَّشِيقُ يَطِيرُ عَلَى الْمَسْرَحِ، شَاهَدَهُ الْجَمِيعُ بِإِعْجَابٍ.
Çalak bir dansçı, sahnede adeta uçuyordu, herkes hayranlıkla izledi.
كَانَ الرَّاقِصُ الرَّشِيقُ يَطِيرُ عَلَى الْمَسْرَحِ، شَاهَدَهُ الْجَمِيعُ بِإِعْجَابٍ.
Çalak bir dansçı, sahnede adeta uçuyordu, herkes hayranlıkla izledi.
كَانَ الطِّفْلُ النَّشِيطُ يَرْكُضُ وَيَلْعَبُ بِاسْتِمْرَارٍ، لَمْ تَنْتَهِ طَاقَتُهُ أَبَداً.
Çalak bir çocuk, sürekli koşup oynuyordu, enerjisi hiç bitmiyordu.
كَانَ النَّادِلُ خَفِيفَ الْحَرَكَةِ يَجْلِبُ الطَّلَبَاتِ بِسُرْعَةٍ، كَانَ الْعُمَلَاءُ سُعَدَاءَ جِدّاً.
Çalak garson, siparişleri hızlıca getiriyordu, müşteriler çok memnundu.