كَانَ ضَحَايَا الزِّلْزَالِ يَنْتَظِرُونَ بِيَأْسٍ لِإِنْقَاذِ أَقَارِبِهِمُ الْمُحَاصَرِينَ تَحْتَ الْأَنْقَاضِ.
Depremzedeler, enkaz altında kalan yakınlarını kurtarmak için çaresizce bekliyorlardı.
كَانَ ضَحَايَا الزِّلْزَالِ يَنْتَظِرُونَ بِيَأْسٍ لِإِنْقَاذِ أَقَارِبِهِمُ الْمُحَاصَرِينَ تَحْتَ الْأَنْقَاضِ.
Depremzedeler, enkaz altında kalan yakınlarını kurtarmak için çaresizce bekliyorlardı.
اسْتَمَعَ الْمَرِيضُ إِلَى مَا قَالَهُ الطَّبِيبُ بِعَجْزٍ، لِأَنَّ حَالَتَهُ كَانَتْ خَطِيرَةً لِلْغَايَةِ.
Hasta, doktorun söylediklerini çaresizce dinledi, çünkü durumu çok ciddiydi.
نَظَرَ الطِّفْلُ الضَّائِعُ حَوْلَهُ بِلَا حِيلَةٍ لِيَجِدَ وَالِدَتَهُ فِي الْحَشْدِ.
Kaybolan çocuk, kalabalığın içinde annesini bulmak için çaresizce etrafına bakındı.