كَانَ الْكُرْسِيُّ الْمُتَحَرِّكُ بِعَجَلَاتٍ يُسَهِّلُ عَلَى الْمَرِيضِ الْحَرَكَةَ.
Çarklı sandalye, hastanın hareket etmesini kolaylaştırıyordu.
كَانَ الْكُرْسِيُّ الْمُتَحَرِّكُ بِعَجَلَاتٍ يُسَهِّلُ عَلَى الْمَرِيضِ الْحَرَكَةَ.
Çarklı sandalye, hastanın hareket etmesini kolaylaştırıyordu.
كَانَتِ الْبَاخِرَةُ ذَاتُ الدُّولَابِ تَتَقَدَّمُ بِبُطْءٍ فِي النَّهْرِ.
Çarklı vapur, nehirde yavaşça ilerliyordu.