çarpıcı

كَانَتِ اللَّوْحَاتُ فِي المَعْرِضِ الجَدِيدِ لِلْفَنَّانِ مُذْهِلَةً وَمُؤَثِّرَةً حَقًّا.

Sanatçının yeni sergisindeki tablolar gerçekten çok çarpıcı ve etkileyiciydi.

لَفَتَتِ الْمَلَابِسُ فِي عَرْضِ الْأَزْيَاءِ انْتِبَاهَ الْجَمِيعِ بِأَلْوَانِهَا وَتَصْمِيمَاتِهَا اللَّافِتَةِ لِلنَّظَرِ.

Defiledeki kıyafetler, çarpıcı renkleri ve tasarımlarıyla herkesin dikkatini çekti.

تَبْرُزُ هَذِهِ الرِّوَايَةُ فِي عَالَمِ الْأَدَبِ بِشَخْصِيَّاتِهَا الْبَارِزَةِ وَقِصَّتِهَا الْجَذَّابَةِ.

Bu roman, çarpıcı karakterleri ve sürükleyici hikayesiyle edebiyat dünyasında öne çıkıyor.

Eşdizimler