أَصْبَحَتْ جُدْرَانُ المَنْزِلِ القَدِيمِ مُلْتَوِيَةً بِمُرُورِ الوَقْتِ وَتُشَكِّلُ خَطَرًا.
Eski evin duvarları zamanla çarpık hale gelmiş ve tehlike arz ediyordu.
أَصْبَحَتْ جُدْرَانُ المَنْزِلِ القَدِيمِ مُلْتَوِيَةً بِمُرُورِ الوَقْتِ وَتُشَكِّلُ خَطَرًا.
Eski evin duvarları zamanla çarpık hale gelmiş ve tehlike arz ediyordu.
أَظْهَرَ اِنْعِكَاسُ المِرْآةِ شَكْلِي مُخْتَلِفًا عَمَّا هُوَ عَلَيْهِ لِأَنَّ سَطْحَ المِرْآةِ مُشَوَّهٌ.
Aynadaki yansıma, aynanın yüzeyi çarpık olduğu için beni olduğumdan farklı gösteriyordu.
تَعْكِسُ هَذِهِ الْآرَاءُ السِّيَاسِيَّةُ الْحَقَائِقَ بِطَرِيقَةٍ مُنْحَرِفَةٍ وَتُضَلِّلُ الرَّأْيَ الْعَامَّ.
Bu siyasi görüşler, gerçekleri çarpık bir şekilde yansıtarak kamuoyunu yanıltıyor.
مُعْوَجّ