ظَهَرَ صَدْعٌ صَغِيرٌ فِي الْجِدَارِ بَعْدَ الزِّلْزَالِ الْقَوِيِّ الَّذِي ضَرَبَ الْمِنْطَقَةَ.
Bölgeyi vuran şiddetli depremin ardından duvarda küçük bir çatlak belirdi.
ظَهَرَ صَدْعٌ صَغِيرٌ فِي الْجِدَارِ بَعْدَ الزِّلْزَالِ الْقَوِيِّ الَّذِي ضَرَبَ الْمِنْطَقَةَ.
Bölgeyi vuran şiddetli depremin ardından duvarda küçük bir çatlak belirdi.
كَانَتْ هُنَاكَ تَشَقُّقَاتٌ فِي الْجُدْرَانِ، لِذَلِكَ نَحْتَاجُ إِلَى إِصْلَاحِ الْمَنْزِلِ.
Duvarlarda çatlaklar vardı, bu yüzden evi tamir etmemiz gerekiyor.
أَعْتَقِدُ أَنَّهُ مَجْنُونٌ بَعْضَ الشَّيْءِ، لَا أُصَدِّقُ مَا يَقُولُهُ.
Bence o biraz çatlak, söylediklerine inanmıyorum.
Ayrıca: مُصَدَّع
شَقّ، شَرْخ، مُتَصَدِّع، مُشَقَّق، مَشْرُوخ، مَصْدُوع