كَانَتْ فَتَاةٌ سَوْدَاءُ الْعَيْنَيْنِ جَالِسَةً عَلَى الشَّاطِئِ تُشَاهِدُ الْبَحْرَ.
Çeşmisiyah bir kız, sahilde oturmuş denizi seyrediyordu.
كَانَتْ فَتَاةٌ سَوْدَاءُ الْعَيْنَيْنِ جَالِسَةً عَلَى الشَّاطِئِ تُشَاهِدُ الْبَحْرَ.
Çeşmisiyah bir kız, sahilde oturmuş denizi seyrediyordu.
جَاءَ رَجُلٌ ذُو عُيُونٍ سَوْدَاءَ مِنْ بَيْنِ الْحُشُودِ.
Çeşmisiyah bir adam, kalabalığın içinden sıyrılıp geldi.