çekmek

سَحَبَ أَبِي الْحَقِيبَةَ الثَّقِيلَةَ مِنْ تَحْتِ السَّرِيرِ ثُمَّ وَضَعَهَا عِنْدَ بَابِ الْبَيْتِ.

Babam ağır bavulu yatağın altından çekti, sonra evin kapısının yanına koydu.

جَرَّ العَامِلُ العَرَبَةَ الثَّقِيلَةَ بِصُعُوبَةٍ بَالِغَةٍ فِي السُّوقِ.

İşçi, pazarda ağır arabayı büyük zorlukla çekti.

يَجْذِبُ الْمِغْنَاطِيسُ الْحَدِيدَ نَحْوَهُ.

Mıknatıs demiri kendine doğru çeker.

صَوَّرَ أَخِي الْحَفْلَةَ بِهَاتِفِهِ.

Kardeşim partinin fotoğrafını telefonuyla çekti.

Ayrıca: اِجْتَذَبَ، تَحَمَّلَ

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler