çok gelmek

هَذَا الْقَدْرُ مِنَ الْمَالِ كَثِيرٌ بِالنِّسْبَةِ لِي، لَا أَعْرِفُ مَاذَا أَفْعَلُ.

Bu kadar para bana çok geldi, ne yapacağımı bilemiyorum.

هَذَا الْقَدْرُ مِنَ الضَّغْطِ مُفْرِطٌ بِالنِّسْبَةِ لِي، لَمْ أَعُدْ أَسْتَطِيعُ التَّحَمُّلَ.

Bu kadar baskı bana çok geldi, artık dayanamıyorum.

هَذِهِ التَّصَرُّفَاتُ مِنْهُ غَيْرُ مُحْتَمَلَةٍ بِالنِّسْبَةِ لِي، لَمْ أَعُدْ أُرِيدُ مُقَابَلَتَهُ.

Onun bu davranışları bana çok geldi, artık görüşmek istemiyorum.

İlişkili Kelimeler