çomaklı

أَخَذَ الرَّاعِي الْأَغْنَامَ لِلرَّعْيِ وَهُوَ يَحْمِلُ عَصًا، كَانَ يَتَمَتَّعُ بِخِبْرَةٍ كَبِيرَةٍ.

Çoban, çomaklı bir şekilde koyunları otlatmaya götürdü, çok tecrübeliydi.

كَانَ الرَّجُلُ الْعَجُوزُ يَمْشِي بِبُطْءٍ عَلَى الطَّرِيقِ وَهُوَ يَحْمِلُ عَصًا، كَانَ بِحَاجَةٍ إِلَى الرَّاحَةِ.

Yaşlı adam, çomaklı haliyle yolda yavaşça yürüyordu, dinlenmesi gerekiyordu.