örf

عُرْف — أَعْرَاف

فِي هَذِهِ الْقَرْيَةِ، لَا يَزَالُ يُعْتَبَرُ الْكَرَمُ عُرْفًا مُهِمًّا وَيَتِمُّ الْحِفَاظُ عَلَيْهِ.

Bu köyde, misafirperverlik hala önemli bir örf olarak kabul edilir ve yaşatılır.

تَقْلِيد — تَقَالِيد

أَصْبَحَ إِعْطَاءُ الذَّهَبِ لِلْعَرُوسِ وَالْعَرِيسِ فِي حَفَلَاتِ الزِّفَافِ تَقْلِيدًا شَائِعًا فِي بَلَدِنَا.

Düğünlerde gelin ve damada altın takmak, ülkemizde yaygın bir örf haline gelmiştir.

زِيَارَةُ كِبَارِ السِّنِّ فِي الأَعْيَادِ هِيَ عَادَةٌ مُسْتَمِرَّةٌ فِي عَائِلَتِنَا مُنْذُ سَنَوَاتٍ عَدِيدَةٍ.

Bayramlarda büyükleri ziyaret etmek, bizim ailemizde uzun yıllardır süregelen bir örftür.