öyküleştirmek

حَوَّلَ الْكَاتِبُ الْأَحْدَاثَ الَّتِي عَاشَهَا فِي الْحَيَاةِ الْوَاقِعِيَّةِ إِلَى قِصَّةٍ وَنَقَلَهَا إِلَى رِوَايَتِهِ.

Yazar, gerçek hayatta yaşadığı olayları öyküleştirerek romanına aktardı.

جَعَلَ كَاتِبُ السِّينَارْيُو حَدَثًا تَارِيخِيًّا قِصَّةً وَكَتَبَ سِينَارْيُو مُؤَثِّرًا.

Senarist, tarihi bir olayı öyküleştirerek etkileyici bir senaryo yazdı.

أَضْفَى مُخْرِجُ الْفِيلْمِ الْوَثَائِقِيِّ طَابِعًا قَصَصِيًّا عَلَى الْمُقَابَلَاتِ لِجَعْلِهَا أَكْثَرَ جَاذِبِيَّةً.

Belgesel yönetmeni, röportajları öyküleştirerek daha ilgi çekici hale getirdi.

İlişkili Kelimeler