özgürce

كَانَ الْأَطْفَالُ يَرْكُضُونَ وَيَلْعَبُونَ بِحُرِّيَّةٍ فِي الْحَدِيقَةِ.

Çocuklar parkta özgürce koşup oynuyorlardı.

عَبَّرَ الْفَنَّانُ عَنْ مَشَاعِرِهِ بِانْطِلَاقٍ.

Sanatçı, duygularını özgürce ifade etti.