نَفَخَ الطِّفْلُ الشُّمُوعَ عَلَى كَعْكَةِ عِيدِ مِيلَادِهِ بِفَرَحٍ.
Çocuk, doğum günü pastasının üzerindeki mumları neşeyle üfürdü.
نَفَخَ الطِّفْلُ الشُّمُوعَ عَلَى كَعْكَةِ عِيدِ مِيلَادِهِ بِفَرَحٍ.
Çocuk, doğum günü pastasının üzerindeki mumları neşeyle üfürdü.
هَبَّتِ الرِّيَاحُ بِقُوَّةٍ عَلَى أَغْصَانِ الْأَشْجَارِ، مُعْلِنَةً اقْتِرَابَ الْعَاصِفَةِ.
Rüzgar, ağaçların dallarını şiddetle üfürerek fırtınanın yaklaştığını haber verdi.
عَزَفَ الْفَنَّانُ عَلَى النَّايِ بِمَهَارَةٍ، سَاحِرًا الْمُسْتَمِعِينَ.
Sanatçı, ney'i ustalıkla üfürerek dinleyenleri büyüledi.