دَخَلَ الْمُعَلِّمُ إِلَى الْفَصْلِ لِتَوْزِيعِ الْحَلْوَى عَلَى الطُّلَّابِ.
Öğretmen şekerleri öğrencilere üleştirmek için sınıfa girdi.
دَخَلَ الْمُعَلِّمُ إِلَى الْفَصْلِ لِتَوْزِيعِ الْحَلْوَى عَلَى الطُّلَّابِ.
Öğretmen şekerleri öğrencilere üleştirmek için sınıfa girdi.
أَرَادَ وَالِدِي أَنْ يَقْسِمَ الْمِيرَاثَ بَيْنَ أَبْنَائِهِ بِالتَّسَاوِي.
Babam mirası çocukları arasında eşit olarak üleştirmek istedi.
اضْطُرَّتِ الشَّرِكَةُ إِلَى تَخْصِيصِ الْمِيزَانِيَّةِ لِأَقْسَامٍ مُخْتَلِفَةٍ.
Şirket bütçeyi farklı departmanlara üleştirmek zorunda kaldı.