أَعْطَتِ الحُكُومَةُ المُتَمَرِّدِينَ إِنْذَارًا لِإِلْقَاءِ أَسْلِحَتِهِمْ.
Hükümet, isyancılara silahlarını bırakmaları için ültimatom verdi.
أَعْطَتِ الحُكُومَةُ المُتَمَرِّدِينَ إِنْذَارًا لِإِلْقَاءِ أَسْلِحَتِهِمْ.
Hükümet, isyancılara silahlarını bırakmaları için ültimatom verdi.
وَجَّهَتِ الشَّرِكَةُ إِنْذَارًا نِهَائِيًّا لِلْعُمَّالِ لِتَلْبِيَةِ مَطَالِبِهِمْ.
Şirket, işçilere taleplerini yerine getirmeleri için ültimatom verdi.
عِنْدَمَا لَمْ يَتِمَّ التَّوَصُّلُ إِلَى نَتِيجَةٍ فِي الْمُفَاوَضَاتِ، قَدَّمَ الطَّرَفُ الْآخَرُ مُهْلَةً نِهَائِيَّةً.
Müzakerelerde sonuç alınamayınca, karşı taraf ültimatom verdi.
Ayrıca: فَرَضَ شُرُوطًا قَاسِيَةً