ürkütücü

كَانَ الْمَشْيُ فِي الْغَابَةِ لَيْلًا مُخِيفًا لِلْغَايَةِ، شَعَرْتُ وَكَأَنَّ شَيْئًا مَا سَيَظْهَرُ فِي أَيِّ لَحْظَةٍ.

Gece vakti ormanda yürümek çok ürkütücüydü, her an bir şey çıkacak gibi hissediyordum.

كَانَ الْجَوُّ الْمُرْعِبُ فِي ذَلِكَ الْمَنْزِلِ الْمَهْجُورِ كَافِيًا لِإِخَافَةِ الْجَمِيعِ.

O terk edilmiş evin ürkütücü atmosferi, herkesi korkutmaya yetiyordu.

أَثَّرَتِ الْمَشَاهِدُ الْمُرَوِّعَةُ فِي الْفِيلْمِ عَلَيَّ كَثِيرًا وَلَمْ تُغَادِرْ ذِهْنِي لِفَتْرَةٍ طَوِيلَةٍ.

Filmdeki ürkütücü sahneler, beni çok etkiledi ve uzun süre aklımdan çıkmadı.

İlişkili Kelimeler