ürperti

كَانَ الطَّقْسُ بَارِدًا جِدًّا لِدَرَجَةِ أَنَّنِي شَعَرْتُ بِقَشْعَرِيرَةٍ.

Hava o kadar soğuktu ki, üzerimde bir ürperti hissettim.

خَلَقَتِ القِصَّةُ الَّتِي رَوَاهَا رَجْفَةً فِي دَاخِلِي.

O anlattığı hikaye bende bir ürperti yarattı.