عَذَاب — عَذَابَات
كَانَ الْعَذَابُ الَّذِي تَسَبَّبَتْ بِهِ الْحَرْبُ لِلنَّاسِ عَظِيمًا جِدًّا.
Savaşın insanlara verdiği üzgü çok büyüktü.
كَانَ الْعَذَابُ الَّذِي تَسَبَّبَتْ بِهِ الْحَرْبُ لِلنَّاسِ عَظِيمًا جِدًّا.
Savaşın insanlara verdiği üzgü çok büyüktü.
أَصْبَحَ أَلَمُ الْمَرَضِ لَا يُطَاقُ.
Hastalığın üzgüsü dayanılmaz hale geldi.
أَظْلَمَتْ مُعَانَاةُ الْفَقْرِ حَيَاةَ النَّاسِ.
Yoksulluğun üzgüsü, insanların hayatını kararttı.