ılımlı

حَاوَلَ السِّيَاسِيُّ الْحُصُولَ عَلَى دَعْمِ جَمِيعِ الْأَطْرَافِ مِنْ خِلَالِ إِظْهَارِ نَهْجٍ مُعْتَدِلٍ.

Politikacı ılımlı bir yaklaşım sergileyerek tüm kesimlerin desteğini almaya çalıştı.

نَصَحَ الْمُعَلِّمُ طُلَّابَهُ بِأَنْ يَكُونُوا مُتَّزِنِينَ وَأَلَّا يُبَالِغُوا.

Öğretmen, öğrencilerine ılımlı olmalarını ve aşırıya kaçmamalarını öğütledi.