كَانَ الْمُدِيرُ مُصِرًّا عَلَى الِانْتِهَاءِ مِنَ الْمَشْرُوعِ فِي الْوَقْتِ الْمُحَدَّدِ.
Müdür, projenin zamanında bitirilmesi konusunda ısrarlıydı.
كَانَ الْمُدِيرُ مُصِرًّا عَلَى الِانْتِهَاءِ مِنَ الْمَشْرُوعِ فِي الْوَقْتِ الْمُحَدَّدِ.
Müdür, projenin zamanında bitirilmesi konusunda ısrarlıydı.
كَانَ الْبَائِعُ يَتَصَرَّفُ بِإِلْحَاحٍ لِبَيْعِ الْمُنْتَجِ.
Satıcı, ürünü satmak için ısrarlı bir tutum sergiliyordu.
إِنَّهُ مُتَشَبِّتٌ بِآرَائِهِ وَلَا يَسْتَسْلِمُ بِسُهُولَةٍ.
O, fikirlerinde ısrarlı ve kolay kolay vazgeçmiyor.