ıstırap

كَانَ الْمَرَضُ يُسَبِّبُ لَهُ عَذَابًا كَبِيرًا.

Hastalık ona büyük bir ıstırap veriyordu.

أَلَم — آلَام

أَشْعُرُ بِأَلَمٍ كَبِيرٍ فِي قَلْبِي.

Kalbimde büyük bir ıstırap hissediyorum.

اسْتَمَرَّتْ مُعَانَاةُ الْحَرْبِ لِسَنَوَاتٍ عَدِيدَةٍ.

Savaşın ıstırabı yıllarca sürdü.