ızdırap

أَلَم — آلَام

كَانَ الرَّجُلُ الَّذِي تَعَرَّضَ لِلْحَادِثِ يُعَانِي مِنْ أَلَمٍ لَا يُطَاقُ وَنُقِلَ عَلَى الْفَوْرِ إِلَى الْمُسْتَشْفَى.

Kaza geçiren adam, dayanılmaz bir ızdırap içindeydi ve hemen hastaneye kaldırıldı.

الْمُعَانَاةُ الَّتِي تَسَبَّبَتْ بِهَا الْحَرْبُ أَثَّرَتْ بِعُمْقٍ فِي حَيَاةِ النَّاسِ.

Savaşın yol açtığı ızdırap, insanların hayatlarını derinden etkiledi.

عَذَاب — عَذَابَات

يُمْكِنُ أَنْ يَتْرُكَ أَلَمُ الْحُبِّ عَذَابًا عَمِيقًا فِي رُوحِ الْإِنْسَانِ.

Aşk acısı, insanın ruhunda derin bir ızdırap bırakabilir.

İlişkili Kelimeler