şüphelenmek

كَانَتِ الشُّرْطَةُ مُحِقَّةً فِي الِاشْتِبَاهِ بِهِ بِسَبَبِ الأَدِلَّةِ فِي مَكَانِ الحَادِثِ.

Polis, olay yerindeki kanıtlar nedeniyle ondan şüphelenmekte haklıydı.

لَدَيَّ أَسْبَابٌ عَدِيدَةٌ لِلارْتِابِ فِي أَنَّهُ يَكْذِبُ.

Onun yalan söylediğinden şüphelenmek için birçok nedenim var.

يَجِبُ التَّوَجُّسُ مِنْ كَوْنِهِ هَادِئًا جِدًّا.

Onun bu kadar sessiz olmasından şüphelenmek gerekir.