şımartmak

جَدَّتِي تُدَلِّلُنِي دَائِماً، وَتَصْنَعُ أَطْبَاقِي الْمُفَضَّلَةَ.

Anneannem beni her zaman çok şımartır, en sevdiğim yemekleri yapar.

لَيْسَ مِنَ الصَّوَابِ إِفْسَادُ الْأَطْفَالِ بِشِرَاءِ الْكَثِيرِ مِنَ الْأَلْعَابِ.

Çocukları çok fazla oyuncak alarak şımartmak doğru değil.

أَغْدَقَ عَلَيْنَا رَئِيسُنَا بِالْمُكَافَآتِ وَالْهَدَايَا.

Patronumuz bizi ikramiyelerle ve hediyelerle şımarttı.