إِنَّهُ شَخْصٌ مَزَّاحٌ لِلْغَايَةِ، يُحِبُّ أَنْ يَجْعَلَ الْجَمِيعَ يَضْحَكُونَ.
O çok şakacı bir insan, herkesi güldürmeyi sever.
إِنَّهُ شَخْصٌ مَزَّاحٌ لِلْغَايَةِ، يُحِبُّ أَنْ يَجْعَلَ الْجَمِيعَ يَضْحَكُونَ.
O çok şakacı bir insan, herkesi güldürmeyi sever.
أَنْعَشَ الْجَوَّ بِتَصَرُّفَاتِهِ الدُّعَابِيَّةِ.
Şakacı tavırlarıyla ortamı neşelendirdi.
كَانَ لَدَيْهِ أُسْلُوبٌ هَزْلِيٌّ.
Şakacı bir üslubu vardı.
هَازِل، عَابِث، مَازِح، مُمَازِح، دَعُوب، مُتَفَاكِه، مُتَفَكِّه، مُتَنَدِّر