اِنْشَقَّ مُنْتَصَفُ الطَّرِيقِ فِي الزِّلْزَالِ وَتَشَكَّلَ صَدْعٌ عَمِيقٌ.
Depremde yolun ortası şakkoldu ve derin bir yarık oluştu.
اِنْشَقَّ مُنْتَصَفُ الطَّرِيقِ فِي الزِّلْزَالِ وَتَشَكَّلَ صَدْعٌ عَمِيقٌ.
Depremde yolun ortası şakkoldu ve derin bir yarık oluştu.
اِنْفَلَقَ جِذْعُ الشَّجَرَةِ بِسَبَبِ الْحَرَارَةِ الشَّدِيدَةِ وَانْقَسَمَ إِلَى قِسْمَيْنِ.
Aşırı sıcak nedeniyle ağacın gövdesi şakkoldu ve ikiye ayrıldı.
تَصَدَّعَتْ جُدْرانُ المَبْنَى القَدِيمِ لِأَنَّهُ تَعَرَّضَ لِلْعَدِيدِ مِنَ الزَّلازِلِ عَلَى مَرِّ السِّنِينَ.
Eski bina, yıllar içinde birçok kez deprem geçirdiği için duvarları şakkolmuştu.