şaklamak

كَانَ يُطَقْطِقُ أَصَابِعَهُ لِيُحَافِظَ عَلَى الْإِيقَاعِ.

Parmaklarını şaklatarak ritim tutuyordu.

صَفَّقَ الْجُمْهُورُ لِلْعَرْضِ بِالتَّصْفِيقِ.

Seyirciler performansı şaklayarak alkışladı.

كَانَ الطِّفْلُ يَمْشِي وَهُوَ يُفَرْقِعُ عِلْكَتَهُ.

Çocuk sakızını şaklatarak yürüyordu.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler