şamar

خِلَالَ النِّقَاشِ، قَامَ الرَّجُلُ الْغَاضِبُ بِصَفْعِ الشَّخْصِ الْآخَرِ بِقُوَّةٍ ثُمَّ نَدِمَ عَلَى ذَلِكَ.

Tartışma sırasında öfkelenen adam, karşısındakine şiddetli bir şamar attı ve pişman oldu.

تَلَقَّى الطِّفْلُ لَطْمَةً خَفِيفَةً مِنْ وَالِدَتِهِ بِسَبَبِ شَقَاوَتِهِ وَتَأَدَّبَ.

Çocuk, yaramazlık yaptığı için annesinden hafif bir şamar yedi ve uslandı.

Eşdizimler