şamata

بَيْنَمَا كَانَ الْأَطْفَالُ يُحْدِثُونَ ضَجَّةً فِي الْحَدِيقَةِ، طَلَبَتْ مِنْهُمْ وَالِدَتُهُمْ أَنْ يَكُونُوا حَذِرِينَ وَحَذَّرَتْهُمْ.

Çocuklar bahçede şamata yaparken, anneleri onlara dikkatli olmalarını söyledi ve uyardı.

بَيْنَمَا كَانَ الضُّيُوفُ يَسْتَمْتِعُونَ بِالصَّخَبِ فِي حَفْلِ الزِّفَافِ، لَمْ تَتَوَقَّفِ الْمُوسِيقَى وَرَقَصَ الْجَمِيعُ.

Düğünde davetliler şamata içinde eğlenirken, müzik hiç susmadı ve herkes dans etti.

بَيْنَمَا كَانَ الْبَاعَةُ يُحْدِثُونَ جَلَبَةً لِبَيْعِ بَضَائِعِهِمْ فِي السُّوقِ، حَاوَلَ الْمُشْتَرُونَ الْعُثُورَ عَلَى أَفْضَلِ سِعْرٍ.

Pazarda satıcılar mallarını satmak için şamata çıkarırken, alıcılar en uygun fiyatı bulmaya çalıştı.

Eşdizimler