إِذَا كَانَ الطَّقْسُ جَمِيلًا غَدًا، سَنَذْهَبُ فِي نُزْهَةٍ.
Şayet yarın hava güzel olursa, piknik yapmaya gideceğiz.
إِذَا كَانَ الطَّقْسُ جَمِيلًا غَدًا، سَنَذْهَبُ فِي نُزْهَةٍ.
Şayet yarın hava güzel olursa, piknik yapmaya gideceğiz.
إِنْ لَمْ تَحْضُرْ فِي الْمَوْعِدِ الْمُحَدَّدِ، فَسَوْفَ نَفْقِدُ فُرْصَتَنَا فِي الْحُصُولِ عَلَى الْعَرْضِ.
Şayet belirtilen zamanda gelmezsen, teklifi alma fırsatımızı kaybedeceğiz.
لَوْ كَانَ لَدَيَّ الْمَزِيدُ مِنَ الْوَقْتِ، لَزُرْتُ كُلَّ الْأَمَاكِنِ السِّيَاحِيَّةِ.
Şayet daha fazla zamanım olsaydı, tüm turistik yerleri ziyaret ederdim.
Ayrıca: فِي حَالِ، بِشَرْطِ أَنْ
فَإِنْ، فِيمَا لَوْ