لَقَدْ فَعَلَ الْكَثِيرَ مِنَ الشَّقَاوَةِ فِي طُفُولَتِهِ، كَانَ طِفْلاً مُؤْذِياً.
Çocukluğunda çok şekavet yapmış, yaramaz bir çocukmuş.
لَقَدْ فَعَلَ الْكَثِيرَ مِنَ الشَّقَاوَةِ فِي طُفُولَتِهِ، كَانَ طِفْلاً مُؤْذِياً.
Çocukluğunda çok şekavet yapmış, yaramaz bir çocukmuş.
إِنَّ تَرْوِيعَ النَّاسِ عَنْ طَرِيقِ الْبَلْطَجَةِ سُلُوكٌ غَيْرُ مَقْبُولٍ.
Şekavet yaparak insanları korkutmak kabul edilemez bir davranıştır.