بِابْتِسَامَةٍ شَيْطَانِيَّةٍ، شَرَحَ خُطَّتَهُ.
Şeytani bir gülümsemeyle, planını anlattı.
بِابْتِسَامَةٍ شَيْطَانِيَّةٍ، شَرَحَ خُطَّتَهُ.
Şeytani bir gülümsemeyle, planını anlattı.
كَانَتْ نَظَرَاتُهُ الإِبْلِيسِيَّةُ تَجْعَلُنِي أَرْتَجِفُ.
Onun şeytani bakışları, içimi ürpertiyordu.
شِرِّير، شَاطِن