şu hâlde

كُلُّ الْأَدِلَّةِ تُشِيرُ إِلَى أَنَّهُ مُذْنِبٌ، إِذَنْ يَجِبُ اعْتِقَالُهُ.

Bütün kanıtlar onu suçlu gösteriyor, şu hâlde tutuklanmalı.

لَيْسَ لَدَيْكَ أَيُّ اعْتِرَاضَاتٍ، بِنَاءً عَلَى ذَلِكَ يُمْكِنُنَا تَوْقِيعُ الِاتِّفَاقِيَّةِ.

Hiçbir itirazınız yok, şu hâlde anlaşmayı imzalayabiliriz.

تَغَيَّرَتْ خُطَّتُنَا، فِي هَذِهِ الْحَالَةِ يَجِبُ عَلَيْنَا تَطْوِيرُ اسْتِرَاتِيجِيَّةٍ جَدِيدَةٍ.

Planımız değişti, şu hâlde yeni bir strateji geliştirmeliyiz.

İlişkili Kelimeler