أَثْقَلَتِ الدُّيُونُ كَاهِلَ الشَّرِكَةِ وَجَعَلَتْهَا غَيْرَ قَادِرَةٍ عَلَى الْمُنَافَسَةِ.
Borçlar şirketin yükünü ağırlaştırdı ve rekabet edemez hale getirdi.
أَثْقَلَتِ الدُّيُونُ كَاهِلَ الشَّرِكَةِ وَجَعَلَتْهَا غَيْرَ قَادِرَةٍ عَلَى الْمُنَافَسَةِ.
Borçlar şirketin yükünü ağırlaştırdı ve rekabet edemez hale getirdi.
أَثْقَلَتِ الْأُمُّ حَقَائِبَ أَطْفَالِهَا بِالْهَدَايَا وَالْأَلْعَابِ.
Anne, çocuklarının çantalarını hediyeler ve oyuncaklarla yükledi.
أَثْقَلَتْ عَلَيْنَا الدُّيُونُ.
Borçlar bize ağır geldi.
zorlaştırmak, yük etmek, üzerine çökmek
الْحَدِيدُ أَثْقَلُ مِنَ الْخَشَبِ.
Demir ahşaptan daha ağırdır.