يَعْمَلُ مِنْ أَجْلِ أُسْرَتِهِ.
Ailesi için çalışıyor.
يَعْمَلُ مِنْ أَجْلِ أُسْرَتِهِ.
Ailesi için çalışıyor.
أَعْطَانِي الْبَائِعُ أَجَلًا مِنْ أُسْبُوعٍ لِأَدْفَعَ ثَمَنَ الثَّلَّاجَةِ.
Satıcı buzdolabının parasını ödemem için bana bir hafta müddet verdi.
süre, vade, ecel, miat
أُجِّلَ الِاجْتِمَاعُ بِسَبَبِ الظُّرُوفِ الْجَوِّيَّةِ السَّيِّئَةِ الَّتِي أَثَّرَتْ عَلَى حَرَكَةِ الْمُرُورِ
Toplantı, trafik akışını etkileyen kötü hava koşulları nedeniyle ertelendi
geriye bırakmak, talik etmek, tecil etmek, geciktirmek, öteletmek, ötelemek
هَلْ قَرَأْتَ هَذَا الْكِتَابَ؟ أَجَلْ، قَرَأْتُهُ وَأَعْجَبَنِي كَثِيرًا، أُوصِي بِهِ لَكَ أَيْضًا.
Bu kitabı okudun mu? Evet, okudum ve çok beğendim, sana da tavsiye ederim.
ya, öyle ya
hürmet etmek, tazim etmek, tebcil etmek