أَحْدَقَ

يُحْدِقُ، إِحْدَاق

أَحْدَقَ الطِّفْلُ فِي الحَلْوَى المَعْرُوضَةِ فِي الوَاجِهَةِ الزُّجَاجِيَّةِ لِلْحَلْوِيَّاتِ.

Çocuk, tatlıcı dükkanının cam vitrininde sergilenen tatlılara dikkatle baktı.

أَحْدَقَ الرَّجُلُ فِي السَّمَاءِ مُتَأَمِّلًا النُّجُومَ الْمُتَلَأْلِئَةَ فِي اللَّيْلِ.

Adam gece parıldayan yıldızları düşünerek gökyüzüne gözünü dikti.

أَحْدَقَتِ الأُمُّ فِي طِفْلِهَا الصَّغِيرِ وَهُوَ يَلْعَبُ فِي الحَدِيقَةِ.

Anne, bahçede oynayan küçük çocuğunu süzdü.