تُحِبُّ أُخْتِي قِرَاءَةَ الْأَدَبِ الْعَرَبِيِّ فِي الْمَسَاءِ بَعْدَ الْمَدْرَسَةِ.
Kız kardeşim akşamları okuldan sonra Arap edebiyatı okumayı sever.
تُحِبُّ أُخْتِي قِرَاءَةَ الْأَدَبِ الْعَرَبِيِّ فِي الْمَسَاءِ بَعْدَ الْمَدْرَسَةِ.
Kız kardeşim akşamları okuldan sonra Arap edebiyatı okumayı sever.
الأَدَبُ وَالأَخْلَاقُ هُمَا أَسَاسُ بِنَاءِ مُجْتَمَعٍ قَوِيٍّ وَمُتَرَابِطٍ.
Ahlak ve terbiye, güçlü ve uyumlu bir toplum inşa etmenin temelidir.
الأَدَبُ هُوَ أَعْمَالٌ تَتَنَاوَلُ جَوَانِبَ مُخْتَلِفَةً مِنْ حَيَاةِ الإِنْسَانِ.
Yazın, insan hayatının farklı yönlerini ele alan eserlerdir.
Ayrıca: edep, literatür, kibarlık, terbiye
gökçe yazın, görgü, usluluk, yazıncılık, edeplilik
أَدَّبَ المُعَلِّمُ الطُّلَّابَ المُشَاغِبِينَ.
Öğretmen, yaramaz öğrencileri terbiye etti.
cezalandırmak, hizaya getirmek, tedip etmek