سَالَتْ أَدْمُعُهَا عَلَى خَدَّيْهَا.
Gözyaşları yanaklarından aktı.
سَالَتْ أَدْمُعُهَا عَلَى خَدَّيْهَا.
Gözyaşları yanaklarından aktı.
أَدْمَعَتْ عَيْنَاهُ مِنْ شِدَّةِ الْأَلَمِ.
Şiddetli ağrıdan gözünden yaş geldi.
أَدْمَعَتْ عَيْنَاهُ عِنْدَمَا سَمِعَ الْخَبَرَ الْحَزِينَ.
Hüzünlü haberi duyduğunda gözleri yaşardı.
أَدْمَعَتِ الْقِصَّةُ الْمُؤَثِّرَةُ الْجُمْهُورَ.
Dokunaklı hikaye seyirciyi ağlattı.
yaşarmak, yaşartmak