أَعْزَب

عُزْب

يَقُولُ إِنَّهُ لَا يَزَالُ أَعْزَبًا عَلَى الرَّغْمِ مِنْ بُلُوغِهِ الثَّلَاثِينَ مِنْ عُمُرِهِ.

Otuz yaşına gelmesine rağmen hala bekâr olduğunu söylüyor.

يُوجَدُ فِي هَذِهِ الْقَرْيَةِ الْعَدِيدُ مِنَ الرِّجَالِ الْعُزَّابِ، وَهُمْ يَبْحَثُونَ عَنْ شَخْصٍ مُنَاسِبٍ لِلزَّوَاجِ.

Bu köyde birçok boydak erkek var, evlenmek için uygun birini arıyorlar.

أَخِي أَعْزَبُ وَيَسْكُنُ وَحْدَهُ.

Kardeşim evlenmemiş ve tek başına yaşıyor.