أَرَادَ الْكَاتِبُ أَنْ يُغْنِيَ رِوَايَتَهُ بِمَزِيدٍ مِنَ التَّفَاصِيلِ.
Yazar, romanını daha fazla detayla zenginleştirmek istedi.
أَرَادَ الْكَاتِبُ أَنْ يُغْنِيَ رِوَايَتَهُ بِمَزِيدٍ مِنَ التَّفَاصِيلِ.
Yazar, romanını daha fazla detayla zenginleştirmek istedi.
أَغْنَاهُ رَاتِبُهُ الْجَدِيدُ عَنِ الِاقْتِرَاضِ.
Yeni maaşı onu borç alma ihtiyacından kurtardı.
Ayrıca: yeterli olmak, ihtiyaç bırakmamak, yetmek
zengin etmek
هُوَ أَغْنَى رَجُلٍ فِي المَدِينَةِ.
O, şehirdeki en zengin adamdır.