أَوْصَلَ

يُوصِلُ، إِيصَال

أَوْصَلَ السَّائِقُ الرُّكَّابَ إِلَى وِجْهَاتِهِمْ بِأَمَانٍ رَغْمَ ازْدِحَامِ الْمُرُورِ فِي الْمَدِينَةِ.

Şoför, şehirdeki trafik yoğunluğuna rağmen yolcuları güvenli bir şekilde varış noktalarına ulaştırdı.

أَوْصَلْتُ الرِّسَالَةَ إِلَى الْمُدِيرِ فِي الْوَقْتِ الْمُنَاسِبِ.

Mesajı müdüre zamanında ilettim.

أَوْصَلَ الْمُهَنْدِسُ الْأَسْلَاكَ الْكَهْرَبَائِيَّةَ بِشَكْلٍ صَحِيحٍ لِضَمَانِ عَمَلِ الْجِهَازِ بِكَفَاءَةٍ عَالِيَةٍ.

Mühendis, cihazın yüksek verimlilikle çalışmasını sağlamak için elektrik kablolarını doğru şekilde bağladı.

İlişkili Kelimeler