اشْتَدَّ الْمَطَرُ بَغْتَةً وَأَجْبَرَنَا عَلَى الِاحْتِمَاءِ دَاخِلَ الْمَنْزِلِ.
Yağmur aniden şiddetlendi ve bizi evin içinde saklanmaya zorladı.
اشْتَدَّ الْمَطَرُ بَغْتَةً وَأَجْبَرَنَا عَلَى الِاحْتِمَاءِ دَاخِلَ الْمَنْزِلِ.
Yağmur aniden şiddetlendi ve bizi evin içinde saklanmaya zorladı.
اشْتَدَّ الضَّغْطُ عَلَى الْفَرِيقِ مَعَ اقْتِرَابِ نِهَايَةِ الْمُبَارَاةِ.
Maçın sonuna yaklaşılırken takım üzerindeki baskı yoğunlaştı.
اشْتَدَّ الْخِلَافُ بَيْنَ الشُّرَكَاءِ بِسَبَبِ الْأَزْمَةِ الْمَالِيَّةِ.
Mali kriz nedeniyle ortaklar arasındaki anlaşmazlık arttı.
coşkunlaşmak, kudurmak, güçleşmek, yeğinleşmek, kızışmak, sertelmek, sertlenmek, sertleşmek, delikanlılaşmak, azışmak, güçlenmek, azmak