هُوَ رَجُلٌ بَارٌّ بِوَالِدَيْهِ وَجِيرَانِهِ.
O, anne babasına ve komşularına iyilik yapan bir adamdır.
هُوَ رَجُلٌ بَارٌّ بِوَالِدَيْهِ وَجِيرَانِهِ.
O, anne babasına ve komşularına iyilik yapan bir adamdır.
الْقَاضِي كَانَ بَارًّا فِي حُكْمِهِ، وَلَمْ يُفَضِّلْ أَحَدَ الْأَطْرَافِ عَلَى الْآخَرِ.
Hakim, kararında doğruydu, taraflardan birini diğerine tercih etmedi.
كَانَ جَارُنَا رَجُلًا بَارًّا وَصَادِقًا.
Komşumuz dürüst ve samimi bir adamdı.
Ayrıca: hayırlı, itaatkâr
بَارَتِ التِّجَارَةُ فِي السُّوقِ هَذَا الشَّهْرَ.
Bu ay çarşıda ticaret kesatlaştı.
بَارَتِ الْأَرْضُ لِأَنَّ أَحَدًا لَمْ يَزْرَعْهَا.
Kimse ekmediği için toprak çorak kaldı.