نَاقَشَ الْمُؤْتَمَرُ تَدَاعِيَاتِ تَغَيُّرِ الْمُنَاخِ عَلَى الزِّرَاعَةِ.
Konferans, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki yansımalarını ele aldı.
نَاقَشَ الْمُؤْتَمَرُ تَدَاعِيَاتِ تَغَيُّرِ الْمُنَاخِ عَلَى الزِّرَاعَةِ.
Konferans, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki yansımalarını ele aldı.
أَدَّى الْإِهْمَالُ إِلَى تَدَاعِي الْبِنْيَةِ التَّحْتِيَّةِ فِي الْمَدِينَةِ.
İhmal, şehirdeki altyapının çöküşüne yol açtı.
يَعْتَمِدُ الشَّاعِرُ فِي قَصَائِدِهِ عَلَى تَدَاعِي الْأَفْكَارِ.
Şair, şiirlerinde düşüncelerin çağrışımından yararlanır.
كَانَ تَدَاعِي الْمُتَطَوِّعِينَ لِإِنْقَاذِ الْحَيَوَانَاتِ الْبَرِّيَّةِ أَمْرًا مُؤَثِّرًا.
Gönüllülerin vahşi hayvanları kurtarmak için bir araya gelmesi etkileyiciydi.
parçalanma, tedai, çağrıştırma, çağrıştırış
çağrışımlı, çağrışımcı