كَانَ هُنَاكَ تَرَدُّدٌ فِي صَوْتِهِ عِنْدَمَا تَحَدَّثَ عَنِ الْمَوْضُوعِ.
Konu hakkında konuşurken sesinde bir tereddüt vardı.
كَانَ هُنَاكَ تَرَدُّدٌ فِي صَوْتِهِ عِنْدَمَا تَحَدَّثَ عَنِ الْمَوْضُوعِ.
Konu hakkında konuşurken sesinde bir tereddüt vardı.
يَجِبُ ضَبْطُ تَرَدُّدِ الرَّادِيُو لِلْحُصُولِ عَلَى إِشَارَةٍ وَاضِحَةٍ.
Net bir sinyal almak için radyo frekansını ayarlamak gerekir.
كَانَ هُنَاكَ تَرَدُّدٌ فِي صَوْتِهِ عِنْدَمَا تَحَدَّثَ عَنِ الصُّعُوبَاتِ الَّتِي وَاجَهَهَا.
Karşılaştığı zorluklardan bahsederken sesinde bir çekinme vardı.
kararsızlık, yankı, eko, yansıma, çekinme, gitmeli gelmeli, rezonans, isteksizlik, bocalama, hertz, çekimserlik, çekingenlik, çekiniş, çekinti, gönülsüzlük, yankılanma, perva, pısırıklık, tutukluk, tınlama, bocalayış, ikirciklilik, yankılanış, uğranılma, yansınım, duraklayış, duraksama, duraksayış, cesaretsizlik, kesinsizlik, ikircik, ikirciklenme, ikirciklik, ikircim, ikircimlik, uğrayış, uğranış, cüretsizlik
لَمْ يَتَرَدَّدْ فِي تَقْدِيمِ المُسَاعَدَةِ لِلْمُحْتَاجِينَ فِي كُلِّ مَكَانٍ.
Her yerde ihtiyaç sahiplerine yardım etmekte tereddüt etmedi.
يَتَرَدَّدُ الكَثِيرُ مِنَ النَّاسِ فِي التَّعْبِيرِ عَنْ آرَائِهِمْ بِحُرِّيَّةٍ.
Birçok insan görüşlerini özgürce ifade etmekte çekiniyor.
كَانَ يَتَرَدَّدُ عَلَى الْمَكْتَبَةِ كُلَّ يَوْمٍ.
Her gün kütüphaneye sık sık giderdi.
yankı yapmak, ikilemde kalmak, ikileme düşmek, inikâs etmek, bocalamak, yansımak, yankılamak, tınlamak, ikirciklenmek, titreşmek