اضْطُرَّ الرَّجُلُ إِلَى التَّسَوُّلِ بَعْدَ أَنْ فَقَدَ وَظِيفَتَهُ.
Adam işini kaybettikten sonra dilenmek zorunda kaldı.
اضْطُرَّ الرَّجُلُ إِلَى التَّسَوُّلِ بَعْدَ أَنْ فَقَدَ وَظِيفَتَهُ.
Adam işini kaybettikten sonra dilenmek zorunda kaldı.
لَا تَتَسَوَّلِ الْمُسَاعَدَةَ مِنْ شَخْصٍ لَا يُرِيدُ أَنْ يُقَدِّمَهَا.
Yardım etmek istemeyen birinden yardım dilenme.
avuç açmak, dilencilik etmek
إِعَالَةُ النَّفْسِ عَنْ طَرِيقِ التَّسَوُّلِ هُوَ وَضْعٌ صَعْبٌ جِدًّا.
Dilencilik yaparak geçimini sağlamak çok zor bir durum.
dileniş, dilenme, gedalık