لَمْ أُحِبَّ تَشَدُّدَ الْمُدِيرِ فِي الْقَوَاعِدِ.
Müdürün kurallardaki sertliğini sevmedim.
لَمْ أُحِبَّ تَشَدُّدَ الْمُدِيرِ فِي الْقَوَاعِدِ.
Müdürün kurallardaki sertliğini sevmedim.
aşırıcılık, bağnazlık, fundamentalizm, aksileşme, haşinleşme, militanlaşma, militanlık, yobazlaşma, yobazlık, müfritlik, müsamahasızlık, radikalleşme, tutuculuk, şahinleşme, mutaassıplaşma, bağnazlaştırılma, tutuculaşma, radikallik, ekstremlik, fanatiklik, fanatizm, aşırılaşma, mutaassıplık
تَشَدَّدَ الْمَوْقِفُ بَيْنَ الطَّرَفَيْنِ بَعْدَ فَشَلِ الْمُفَاوَضَاتِ.
Müzakerelerin başarısız olmasının ardından taraflar arasındaki durum sertleşti.
تَشَدَّدَتِ الْقَوَانِينُ بَعْدَ وُقُوعِ الْحَادِثِ الْإِرْهَابِيِّ.
Terör olayının ardından yasalar katılaştı.
تَشَدَّدَتِ الْأَزْمَةُ الِاقْتِصَادِيَّةُ فِي الْبِلَادِ.
Ülkedeki ekonomik kriz şiddetlendi.
aksilenmek, aksileşmek, haşinleşmek, yobazlaşmak, radikalleşmek, sertlenmek, tutuculaşmak, şahinleşmek, mutaassıplaşmak